Cemal Süreya

Spread the love

ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE, CEMAL SÜREYYA ‘ nın
YAŞAM ÖYKÜSÜNDEN BİR KESİT … 🐞

Bir Zaman sonra,
sana neden “Kürt Cemo” diyorlar diye sorduklarında, şöyle söylüyordu,
Cemal Süreyya …

“Bizi bir kamyona doldurdular,
tüfekli iki erin nezaretinde…
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular…
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar…
Aklımdan çıkmaz o yolculuk ve o tarih,
köpek havlamaları ve polis sesleri…
Sürgün edilmiştik,

Annem sürgünde öldü benim ve ekliyordu…
“Aslen Dersim bölgesindenim ben…
Erzincan’lıyım… Hem ne farkeder ki..
Dersim’liyim işte…
Saklar oldum ben bu durumu herkesten…
Alevi’yim ben, hem Kürt hem de Zaza’yım.”

Saklanılacak birşey miydi acaba
Cemal’in yaptığı…
Orta direk bir ailenin erkek çocuğu olarak
Dünyaya geldiğinde ailesi çok sevinmişti…
Amcası memo biraz koyu duygulara sahipti ve 1937 Dersim isyanında başı çekenlerdendi…
Hepsi aynı evde kalıyorlardı…

Günler geçti ve Dersim isyanından ötürü Memo’ya sürgün kararı verildi.
Memo ve Ağabey’i Bilecik’e doğru gönderildiler…
İşte burada başlamıştı bizim Cemal’in hayat hikayesi…
Sürgün zamanı o unutulmaz tren yolculuğu,
Askerler nezaretinde uzun uzun gidilen yollar,
Polis arabalarının korkutucu siren sesleri,
Arka fonda havlayan köpekler,
Annesinin hastalığı…

Cemal’in çocukluk dönemine de denk gelince tüm bunlar ister istemez etkisi daha büyük olmuştu…
Bilecik’e yerleşmeleri ve
Cemal’in büyümesi derken aradan bir hayli zaman geçmişti…
Cemal annesini daha küçük denilecek yaşta ilk okula başlamadan bir sene evvel kaybetmişti…

Babası uzun yol şöförü, amcası ise haftada bir eve gelir ya da gelmez ne yaptığı belli olmayan bir adamdı…
Cemal’in yalnız kalmaması için babası bir evlilik yaptı ve Cemal’in üvey annesi çok acımasız bir kadın olduğunu daha evliliğin 3’üncü ayında göstermişti…

Babası yeni evlendiği karısı ile de görüşüp Cemal’in devlet parasız yatılı okullarında okumasını daha sağlıklı bulmuştu…
Cemal’in de isteği bu yöndeydi…
Çaresiz başka seçeneği yoktu.
Cemal henüz o sene başladı ilkokula
Devlet parasız yatılı okullarında tamamladı… Cemal her ne kadar başarılı bir talebe de olsa kimliğini gizler bir yapıdaydı…

Alevi olduğunu, kürt-zaza bir kökene sahip olduğunu devamlı gizliyordu…
Çünkü arkadaşları arasında alay konusu oluyordu…
Aklına sürgün yılları geldiğinde ve annesinin acısını da üzerine eklediğinde içinden çıkılamaz bir duruma düşüyordu…

Tam bu yıllarda olmuştu herşey…
Bir öğretmeninin bazı zamanlarda
“kürt inadı tuttu işte”,
bir arkadaşının da
“sümüklü kürt n’olcak” demesi,
Cemal’i derinden yaralamıştı…
Kürt kimliği ile bu kadar alay edilen birinin,
Alevi kökeniyle de alay edilir,
Düşüncesi haiz olmuştu kendisinde…

Bu yüzden her zaman gizledi bu yönünü…
Her ne yaptıysa da belli bir sıfat ile
anılmaktan hoşlanmayan Cemal’e
“Kürt Cemo” adı yapışmış kalmıştı…

Kimine göre kötü birşey değildi,
tabi ki bu tabir ama
herkesin söyleyiş tarzı farklıydı ve
Cemal bu lakabın kendisine takılmasının bir alay sonucu oluştuğunu bildiği için üzülüyordu…
Kürt Cemo bir gün düşündü ve
her zamanki sessizliğiyle haykırdı,
kendi kendine;
“Eğer ben bir Süreyya isem soyadıma yakışan bir şekilde cevap vermeliyim…
Beni bugün yerenler, yarın muhakkak ki övecekler” diye elini yumruk yapıp masaya vurdu ve hayatında yeni bir sayfa açtı…

Kürt Cemo… Cemal Süreyya …
Cemal ilkokul, ortaokul ve liseyi devlet parasız yatılı okullarında üstün bir başarıyla bitirdi ve Mülkiye’nin Maliye bölümünde de yüksek öğrenimini tamamladı…
Üniversite öğrenimi tamamladıktan sonra
orta okul yıllarında tanıştığı
Seniha ile evlendi…

Cemal bir yandan devlet memuru olarak çalışıyor bir yandan ise yüreğindeki hüznü,
dile getiriyor ve kalem ve kağıt adeta
yüreğinin sesini yazıya dönüştürüyordu. .

Cemal’in edebiyata olan düşkünlüğü onu şiir yazmaya itmişti…
Yazdığı şiirleri dönemin dergilerinde,
gazete köşelerinde yayınlanıyordu…
Bir gün gazetede bir ilan gördü ve
zamanın en popüler şiir dergisi
“yeni şairler aranıyor” diye
bir ilan çıkmıştı tam sayfa…
Cemal vakit kaybetmeden bu kişi ben olmalıyım diyordu…
Çünkü o yıllarda şair olarak bir dergide şiir yazmak popülerliğin simgesiydi…

Cemal’in aklına ortaokul yıllarında kendi kendine verdiği söz geldi:
“Eğer ben bir Süreyya isem
Soyadıma yakışan bir şekilde cevap vermeliyim…
Beni bugün yerenler,
yarın muhakkak ki övecekler”

Cemal, eşi Seniha ile de durumu paylaştı ve hemen ertesi gün yazdığı şiirlerinden bir buket yapıp koyuldu ilanda verilen adresin bulunduğu yere doğru…

Cemal belki de ömründe bu denli şatafatlı bir yer görmemişti…
Binanın dışı İstanbul’un en ihtişamlı yapılarından biriydi sanki…
İçeri girdiğinde bir gala gecesi var gibiydi…
Uzun bir merviden, merdivenin başında
iki tane kolon…
Merdiven ise boydan boya kırmızı halı ile döşenmişti…
Rüyada olmalıydı…
Belki de bu kadarını beklemiyordu Cemal…

Görüşmenin önemi
bir kat daha artmıştı onun için…
Cesaret edebilecekmiydi acaba..
Merdivenleri bir bir çıkıp,
kapıyı açıp söyleyebilecekmiydi,
ben Cemal Süreya diye..

Cemal, Nam-ı diğer Kürt Cemo,
derin bir nefes aldı ve
merdivenleri bir bir çıkıp hayalindeki görüşme için randevü saatinde, kendisine söylenen yere ve söyledikleri odaya girdi…

Heyet toplanmış Cemal’e bakıyorlar,
soru üzerine soru soruyorlardı…
Bir çok soru sormuşlardı ve
sadece dinlemişti Cemal…
Söz sırası kendisindeydi artık…

Tüm sorulara büyük bir rahatlıkla cevap vermişti… Son soruya sıra gelmişti…
Şair olarak bir başkası değil de
neden seni seçelim..

O an aklına geleni söyledi…
Benim adım Cemal Süreya…
Kürt Cemo derler bana…
Alevi ve Kürdüm… Zazayım da…
Çoğusu bilmez bu yönümü…
Küçüktüm ve sürgün edilmiştik…

Arkadaşlarıma alay konusu oldum hep…
Zaten Kürt Cemo lakabını da
onlar taktı lakab olarak…
Daha rahat alay ediyorlardı…

Ben bu şekilde büyüdüm…
Anasız, babasız…
Her küçük çocuk görüşümde ağlarım ben…
Yaşayamadığım çocukluğuma…
Ne zaman mutlu bir aile görsem,
O an çekerim fotoğrafını…
Tek fark ne biliyor musunuz,
Çektiğim fotoğraf karesi her seferinde aynı…
Kalemimle çekiyorum çünkü…
O kılıçtan kuvvetli olan kalemimle…
Hüzün var çünkü o karede…
Gözyaşı var…

Az önce gelirken çektiğim bir fotoğrafı,
sizlere sunmak isterim…
Durakta üç kişi vardı…
Adam, kadın ve çocuk…

Adamın elleri ceplerinde,
Kadın çocuğun elini tutmuş…
Adam hüzünlü,
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü…
Kadın güzel,
Güzel anılar gibi güzel…
Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel…

İşte böyle sayın heyet…
Şimdi karar sizin…
Benim adım ya Kürt Cemo olur,
devam ederim kaldığım yerden hayatıma;
ya da koyarsınız adımı Cemal Süreyya,
Unutamazlar beni 100 yaşıma bastığımda da…
Çünkü biliyorum ki,
Hayat kısa ve Kuşlar uçuyor…

Selam ve sevgiler Herkese…
Alıntı

Soy isminden bir y atması

Cemal Süreya ve Sezai Karakoç üniversitede sınıf arkadaşıdır ve sınıflarında ‘Muazzez Akkaya’ isminde bir de kız varmış. İkisi de bu kızı gizliden gizliye severlermiş. Sınıfta gün boyu aynı kıza duydukları ilgiyi birbirlerine anlatırlarmış. Hatta Muazzez’e yazdıkları şiirleri birbirlerine okurlarmış. Sonra bu aşk, zamanla kızışmış ve birbirlerine ‘ben elde ederim, sen edersin’ derken ‘kim elde edecek?’ diye iddiaya tutuşmuşlar. Kaybeden büyük bir bedel ödeyecek demişler. Ve bu bedel ömrü boyunca üzerinde kalacak. Bedene fiziksel bir zarar olmayacak diye de karar kılmışlar. Ve sonunda adını değiştirmeye gelmiş olay.

Cemal Sürey(y)a kazanırsa ;Sezai Karakoç’un soyadı ‘Karkoç’ olacak.

Sezai Karakoç Kazanırsa ; CemaL Süreyya’nın soyadı ‘Süreya’ olacak.

Tahmin ettiğiniz gibi kızı Sezai Karakoç elde eder ve onunla çıkmaya başlar. Cemal Süreyya da gidip tek ‘Y’ harfini attırır soyadından… İşte Süreyya’dan Süreya’ya geçiş dönemi böyle olmuştur.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın