Fabrikatör Hulusi

Spread the love


Melek Kentmen: Hulusi Kentmen karakter oyuncusuydu ama başrol oyuncusu gibi sevildi
Türkiye sinemasının unutulmaz ismi Hulusi Kentmen’i 109 doğum gününde torunu Melek Kentmen anlattı.

Kadir İncesu… Evrensel Gazetesi

Oynadığı rollerle özdeşleşen, babacan kişiliğiyle dikkat çeken, çok sevilen bir karakter oyuncusu olan Hulusi Kentmen, hayatını sinemaya adamıştı. “Ah Nerede”, “Hababam Taburu”, “Sev Kardeşim”, “Güllü”, “Meraklı Köfteci”, “Baba Bizi Eversene”, “Yalancı Yarim”, “Sev Kardeşim” gibi 500’ün üzerinde filmde rol almış her rolü başrol oyuncusu gibi oynamış bir aktördü.

Türkiye sinemasının unutulmaz ismi Hulusi Kentmen’i 109. doğum gününde torunu Melek Kentmen anlattı. Esas Hulusi Kentmen’i onun set arkadaşlarından ve yönetmenlerinden öğrendiğini dile getiren torun Kentmen “Karakter oyuncusuydu ama bir başrol oyuncusu gibi sevildi, saygı gördü. O da bu sevgi ve saygıyı boşa çıkarmadı. Hiç çizgisini bozmadı. Hep onlara layık oldu.” dedi.

Dedenizle karşılıklı sohbet eder gibi yazdığınız, genişletilmiş yeni baskısı yakında yapılacak olan “Dedem Hulusi Kentmen” adlı kitabınızda dedenizin yaşamıyla ilgili nelere yer verdiniz?

Biraz değişik bir yol izleyip, dede ile torunu sohbet ettirdik. Benim için keyifli bir süreçti. Dedem ile oturup karşılıklı konuşmak ama en çok da ona sorular sormak, yapamadığım bir şeydi. Ama sanırım insan o yaşlarda bunu pek önemsemiyor, hep yanında olacağını düşünüyor. Askerlik, ev ve set hayatına yer verdim daha çok. Ben evdeki Hulusi Kentmen’i biliyordum. O da dedeydi, babaydı. Esas Hulusi Kentmen’i bu kitabı yazmaya başladıktan sonra onun set arkadaşlarından, yönetmenlerinden öğrendim ve ortaya çok farklı bir insan çıktı. Hatta kitabın arka kapağına da şunları yazmıştık Sevgili Hakan Akdoğan ile beraber: “Herkesin ‘dedem’ dediği sanatçıyı yüzeysel tanımlamalardan kurtarıp onun daha derinden anlaşılmasını sağlamak, okuru evinde dolaştırmak, eşyalarını göstermek, koltuğuna oturtmak, sokağında gezdirmek, birlikte günlerini geçirdiği insanlarla tanıştırmak için kaleme alındı.”

Deniz astsubayı olan dedenizin tiyatro ve sinemayla ilgisi nasıl başlıyor?

Denizaltı görevinden sonra deniz dikim evine tayin olan dedem, boş zamanlarında arkadaşlarının halkevindeki tiyatro provalarına gidiyor. Refik Ahmet Nuri Bey’in Hisse-i Şayia adlı oyununu sahneye koyacaklar, ancak bir kişi eksik. Oyunun, Rejisörü Şehir Tiyatrolarından Reşit Baran, her provayı kaçırmadan izleyen dedeme teklifte bulunuyor. Dedem, ‘Ben askerim olur mu?’ dediğinde de yanıtı ‘Olur canım, olur, bu da devlet işi, halkevi bir nevi resmi daire,’ deyince kararını veriyor.

Sinemaya geçişini de dedem şöyle anlatıyor. “O da bir tesadüf eseri oldu mesela. İpekçiler karar vermişler, ‘Senede Bir Gün’ü de İhsan İpekçi yazmış. Eleman arıyorlar. Zaten o zamanlar öyleydi, film çevirenlerin çoğu Şehir Tiyatrosundan alınırdı, seçilirdi. Rejisör Ferdi Tayfur, Ses Tiyatrosuna gelmiş, beni gözüne kestirmiş. Bir teklif geldi. Ben havalara uçtum. Film de çevireceğiz. Çok da güzel bir film oldu”.

En çok da fabrikatör ve baba rolleriyle sevilen dedeniz, filmlerinde ve özel yaşamında nasıl birisiydi?

Gerçekteki Hulusi Kentmen aslında aynı filmlerindeki gibi fabrikatör gibiydi. Ama bunu maddi anlamda söylemiyorum. Görünüşü, giyinişi, o bakımlı halleri… O yüzden belki de insanlar gerçekle, gerçek olmayanı karıştırdılar. Mesela Belediye otobüsüne binerdi ama aynı zamanda kendi özel arabası da vardı. Altunizade de otururduk ve Kadıköy’e belediye otobüsü günde iki sefer yapardı. Çok iyi hatırlıyorum tabii ki o zamanlar İstanbul bu kadar gelişmiş değildi ve hemen hemen otobüse binenler de aynı kişiler olurdu ama ilk defa binenler de olurdu. Dedemi arka koltukta otururken gördüklerinde yaşadıkları şaşkınlığı anlatamam. Şimdi bir belediye otobüsüne bindiğimizde koltuklardan birinde Kıvanç Tatlıtuğ’u otururken görmemiz gibi bir şeydi.

Ailesiyle ilişkisi aslında hep mesafeliydi. Çok gülmez, çok konuşmaz. Belki şimdiki dede profillerine pek benzemiyor olabilir, benimle oyun oynamazdı ama gözleriyle sever, gözleriyle gülerdi. Gözlerindeki şefkati, iyiliği baktığınız zaman görebilirdiniz. Ailesine düşkün bir baba, bir dedeydi.

Çok farklı iki hayat… Ancak o kadar başarılı ki… Bazen gerçek ile film karışabiliyor…

Türk halkı bazı kişileri o kadar benimsiyor, o kadar ailesinden biri gibi görüyor ki dedem de bu insanlardan biri. Gerçekte de filmlerindeki gibi bir hayat yaşadığı sanılıyor ama işin aslı öyle değil tabii ki. Evini krediyle aldığını, belediye otobüsüne bindiğini, birikim için bazı şeylerden tasarruf ettiğini, kışın koskoca bir evi ısıtmak zor olduğu için sadece küçücük bir odada soba yanıp orada ısındığımızı çoğu insan bilmez. Hiç kimsenin ailesinden farklı bir hayat yaşamadık. Öyle ki; babaannem Bağlarbaşı’da ki bir manavdan alışveriş yapıyor. Domates alıyor. Turfanda olduğu için pahalı. On gün sonra tekrar domates almaya gidiyor ama domatesin fiyatı hâlâ aynı ve manava, “On gün önce de fiyatı aynıydı, hâlâ aynı, neden düşmedi,” diyor. Manav da, “Ayıp hanım, ayıp! Senin kocan bir bıyık buruyor yirmi bin lira alıyor, bunu mu hesaplıyorsun,” diyor. Ve aynı dönemlerde de dedemim bir taksi olayı oluyor. Köşede dolmuş beklerken, önünde bir taksi duruyor. Dedemde kafasıyla yok diye işaret ediyor. Yanına yanaşıyor taksiyle ve diyor ki; “Ayıp ayıp, koskoca fabrikatör olmuşsun ama bana vereceğin parayı düşünüyorsun.” Yani Türk halkı seyrettiği karakteri benimsiyor.

Hulusi Kentmen hep kişiliğine uygun rollerde mi oynadı?

Evet hep kişiliğine uygun rollerde oynadı. Bir kere hep alışıldık rolleri oynadığı için onun dışına çıkmak istemiş. Ben aktörüm her rolü yapmalıyım dememiş. Ediz Hun anlatmıştı bana, yanılmıyorsam kötü adamı oynayacağı bir rolmüş. Parasını almış, çekimler başlamış. Fakat kısa bir süre sonra dedem ben yapamayacağım, beni sevenleri hayal kırıklığına uğratırım bu rolle deyip, aldığı parayı da iade ederek, oynamayı reddetmiş.

Dünyada bir benzeri var mıdır bilemiyorum; rol aldığı ilk film olan “Senede Bir Gün” filminin 25 yılda çekilen 3 ayrı versiyonunda da aynı rolü oynamış…

Evet, Bolulu Hilmi Efendi karakterine can vermiş ve bu filmin üç versiyonunda da dedem oynamış. Hem de aynı rolde. Dediğiniz gibi dünyada da bir örneğinin olduğunu düşünmüyorum. Başkası düşünülmemiş.

Sizin çok etkilendiğiniz rolleri ve replikleri var mı?

Hemen hemen bütün filmlerini defalarca izlemişimdir. Hepsinin yeri çok ayrı ama “Oh Olsun” ve “Kezban Paris’te”nin yeri ayrıdır. Onları biraz daha fazla izlemiş olabilirim. Oh Olsun’da aşağıda parti varken yukarıda Hale Soygazi’nin doğum yapması ve o sırada Metin Akpınar’ın o kalabalığın içinde yanılmıyorsam makas araması ve dedemin şaşkın bakışları, seyrettikçe hâlâ çok gülerim.

Dedenizin neden bu kadar çok sevildiğini düşünüyorsunuz, toplumdaki karşılığı neydi?

Bana kalırsa herkesin ailesinin bir bireyi oldu. Karakter oyuncusuydu ama bir başrol oyuncusu gibi sevildi, saygı gördü. O da bu sevgi ve saygıyı boşa çıkarmadı. Hiç çizgisini bozmadı. Hep onlara layık oldu. Çünkü hep söylediği bir şey vardı, “Onların sevgisi olmasaydı, ben bugün zaten Hulusi Kentmen olamazdım.” O da bu sevginin karşılığında onların babası, dedesi oldu. Hâlâ da olmaya devam ediyor.

Not: Türkiye sinemasının unutulmaz ismi Hulusi Kentmen 109. doğum gününde Ataşehir Belediyesi tarafından anılıyor. Ataşehir Kültür Sanat’ın Sinema Konuşmaları’nda Hulusi Kentmen’in torunu Melek Kentmen dedesini anlatıyor. Kadir İncesu’nun moderatörlüğünü yaptığı etkinlik saat 20.00’de Ataşehir Kültür Sanat’ın YouTube kanalında izlenebilir.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın