Demokrasilerde Çare Tükenmezdi

Spread the love

Her mesai bitiminde, sadece öğretmenlerin değil, ilçedeki tüm memurların uğrayıp, çay içip oyun oynayarak vakit geçirdikleri bir yerdi, otel altı kahvemiz. Halkla iç içe olduğumuz, günün yorgunluğunu attığımız bir yer.

Sakıncaları da yok değildi hani… Özellikle dönem sonlarına doğru, her gün yanı başınızda oyun oynayan ama kuru bir selam dışında sizinle alakası olamayan kişilerin, yanınıza yanaşıp “Bir türlü görüşemiyoruz, hocam.. N’olcek bizimkinin durumu?” sorusundan gına geliyordu, ilçe öğretmenlerine. Diğer taraftan, bayan öğretmenlerin durumu daha vahim idi. Eğer evli iseler ev ziyaretleri bir nebze rahatlatıyordu bayan öğretmeleri. Bekar olanların hali küllüm harap.

Günün birinde, öğretmenler bir araya gelip, ilçede öğretmenler lokali kurmaya karar verdiler. Amirlerin yoğun mesaiden dolayı! bunu düşünecek halleri yoktu, zahir. Her şeyi devletten beklemek olmazdı, hemi de. Öğretmenler, bu düşüncelerini, amirlerine ilettiler. Yer sorunu ileri sürüldü ise de, genç öğretmenler, bunu da belediye başkanı ile görüşerek, belediyeye ait bir alanın bu iş için tahsis edilmesini sağladılar. Olurlar alındı, öğretmenler hummalı bir çalışmaya girişti. Görev taksimi yapıldı. Bayanlar perde ve benzeri malzemelerin teminine erkekler ise sandalye ve masa teminine giriştiler vakit gçirmeden. Hazırlıkların bitmesiyle açılış günü önlerinde bitiverdi. Yorgunlardı ama mutluydular. İlçe o kadar yıldan sonra, sadece öğretmenlerin değil, diğer memurlarında  nefes alıp dinlenebleceği bir mekana kavuşmuştu. Açılış töreni yapıldı. Milli eğitim müdürümüz önde ikinci katta bulunan lokale girildi.

İlçe milli eğitim müdürümüz de boş durmamış, paraya kıymış; lokal içerisinde, öğretmenlerin nasıl davranacaklarını içeren devasa bir pano hazırlayıp merdiven çıkışında, duvarda, hiç bir kimsenin nazarından kaçmayacak bir yere astırmıştı. Neler mi vardı bu panoda? Yok yok yoktu ve her şey öğretmenler içindi. Unutmadıklarımızda bir tanesi, “Tatil günleri de dahil olmak üzere, öğretmenlerin lokale kravatlı, ütülü takım elbiseleri ile gelmeleri” idi. Diğer memurlara böyle bir zorunluluk yoktu. Öyle ya öğretmenler çevrelerine örnek olmalıydı. Davranışlarıyla giyimleri ile.

Öğretmenler mutluydu. Mesai bitiminde, hafta sonlarında arkadaşlarıyla lokalde buluşuyor, sohbet edip oyun oynuyorlardı. Gazete okuyor televizyon izliyorlardı. Ta ki o güne kadar. Bazı öğretmenlere tebliğ edilen o sarı zarfların geldiği o güne kadar.

Sarı zarf hayra alamet değildi o günlerde. Gerçi, şimdilerde de öyle ya. Bunlar da onlardan biriydi. “Öğretmenlerin, lokalde, amirlerinin karşısında bacak üstüne bacak atıp, yüksek sesle oyun oynadıkları, bu durumun öğretmenlere yakışmadığı, tekrarında yönetmeliğin ilgili maddelerinin uygulanacağını…” içeren bir bir kağıt içeriyordu o sarı zarflar.

Öğretmenler şaşkındı. Bir araya gelip, bir daha böyle bir durumun yaşanmaması için, tekrar otelin altındaki o kahveye dönüverdiler sessizce. Böylece amirlerin karşısında saygısızlık olasılığını sıfırlamışlardı, kendilerince.

Her şey yoluna girmişti sanki. Demokrasilerde çareler tükenmezdi. Ama, demokrasilerde sarı zarflar da bitmezdi.

Bir okul sabahı öğretmenlerin ellerine yeni zarflar tutuşturuldu. İçindeki kağıtta “Bazı öğretmenlerin, halka açık yerlerde kumar mahiyetinde oyun oynadıkları, bu durumun öğretmenliğin kutsallığına gölge düşürdüğü, tekrarında gerekli ….” yazmaktaydı.

Demokrasilerde çareler tükenmezdi…

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın